Top ↑ | Archive

Mutluluğa dair söylemem gerekenler var.

Ben evin salonunda otururken, senin uykunda gülümsediğini düşünerek mutlu olabiliyorum mesela. 

Çok küçük düşünceler bile mutlu edebiliyorken bizi, bu kadar mutsuz olmayı nasıl başarıyoruz, anlamış değilim.

İçinden bilyeler çıkan omomatiği görünce gülümseyip heyecanlanan çocuklardık biz.

Ekşiliğine rağmen o sulugözü ağzından düşürmeyen çocuklardık.

Ne oldu da mutsuzluğu bu kadar ön plana çıkarmaya başladık anlamıyorum.

Büyüdük de ondan mı dersin? 

O olmasın lütfen. 

Hazır değilim.

Sözde seni açtığımda haftada en az bir yazı yazarım diyordum. 

Aynı süre zarfında haftada en az bir de kitap bitirecektim. 

Hem sana hem kendime yalan söylemişim.

Üzgünüm.

Görüşürüz. 

Sokak köpeklerine selam verin.

Duyarlılaş. Şimdi.

Bu kadar olay yaşanırken yeni aldığı ojeyi paylaşan, yemek ve restoran paylaşanlarla arkadaş olmam beni gerçekten düşündürüyor. 

Yaşananlar yeni aldığın sarı ojeden ya da yediğin gerizekalı tatlıdan daha mı değerli? 

Ulan! Sen boktan paylaşım yapacağına daha duyarlı olsana. “Amaan, banane bu olaylardan, tapelerden.” diye düşüncelerini nasıl açıklayacaksın gelecek nesillere? 

Fakirin boğazına girecek ekmekten çalan bu şerefsizlere zamanında sesini çıkarmadın diye kızmayacak mı sana gelecek nesil? 

Ben söyleyeyim kardeşim. Kızacak, hesap soracak. 

Eğer duyarlı olmasan çaldıkları paraları temizlemek için bahane arayıp, bulamayınca medyaya oyalanması için yeni mama atan bu kişileri savunanlardan ne farkın kalacak senin?

"Çalarsa o çalsın. En azından o Allah’tan korkuyor." diyen gerizekalılardan ne farkın kalacak? 

Yapabilirsin. Yapmalısın. Zamanı gelince inan bana gurur duyacaksın. Tek yapman gereken instagramda ya da twitter’da “Ayşe-Fatma ne giymiş, ne yemiş” i bir kenara bırakarak haberleri okuman, gündemi takip etmen. Bu olaylar karşısında kendi tavrını takınman ve yorumunu yapman. 

Lütfen. Duyarlılaş artık. 

Haydi.

Askerlik Yazısı 2

Bir kaç hafta önce yazmış olduğum yazının sonunda söylediğim psikolojik baskı hakkında yazacağım bu sefer. 

Yine uzun bir zaman oldu yazmayalı, farkındayım. Ama sağlam bahanelerim var. Her neyse.

Askerliğin kişi üzerindeki psikolojik baskısı hakkındaki yazıma başlıyorum. Vee başladım. 

Bu bahsettiğimiz psikolojik baskı durumu askerlikten önce üzerimde ağır bir yük dediğim günler vardı hep. Bir an önce bitirip geleyim, adam akıllı bir işe gireyim, askerlik önümde bir engel olmasın diyordum. Biraz düşününce mantıklı geliyor değil mi? Değil.

O kapıdan adımı attığın andan itibaren hayal kırıklığı başlıyor üzerinde. Dışarıda bıraktıklarını her saniye özlüyorsun. 

İlk günden itibaren uyku düzenin yok. İlk gün heyecandan uyuyamayabilirsin dostum. Çok normal ama sabah 4’te kalkınca heyecandan eser kalmıyor. Saçma sapan emirler geliyor senin “üst devrenden” Sorguluyorsun ama yapıyorsun. Bu zamana kadar 9 tane üniversite bitir, yine de geldiğinin ilk 3 ayı o yerdeki sigarayı sen alıyorsun. 

Uzunca bir süre de böyle devam ediyor bu olay. 

Askerlik o kadar karmaşık değil. En basite indirgemişler. Çünkü en basiti bile anlamayanlar var. Onlara düzgün iletişim kurmak için zorunlu bu. Al, ver, getir, götür, yaz, at, yat, kalk, ye, işe, yürü, dur. Basit bir zincir işte. 

Ama askerlik dediğin olay tamamen psikolojik bir tahribat. Belli başlı aşamalardan oluşuyor günlerin. O günler içinde çektiğin acıların asıl kaynağı ise düşüncelerin oluyor.

Peygamber ocağı* adı verilen bu göreve girdiğin andan itibaren öncelikle değerin azaltılıyor. Sen 17 tane üniversite bitir, Amerika’da eğitim gör, bunların bir önemi yok. Sen basit bir “ER”sin. Daha ötesi değil. Alacağın göreve kadar bu değer azalmasına devam ediliyor. “Ben bu değilim, bunların daha nicesini yapabilirim” diye burada düşünmeye başlıyorsun. Sıradanlaştırıyor seni. Sen de alışıyorsun basit, değersiz olduğuna. Son gününe kadar değersizleştirme devam ediyor. İster çavuş ol, ister paşa. Bu böyle.

Hele egosu odasına sığmayan komutanlarınız, sizden bir yaş büyük ya da 6 yaş küçük olması fark etmez, o egoları ile sizi ezmeye çalışmaları, size en çok burada hissettirecek o saçmalığı. “Onlar öyle olmazsa gevşeme olur” diyenler var. Silahı bozuk olan adamı ateş sırasında silahı bozuk diye atın götüne sokması düzeni koruyacaksa, sıçayım ben o düzenin içine. 

Askerlikten asıl soğutan ise psikolojik nedenler kadar sana gösterilen muamele. Sen oraya sana verilen görevi yapmaya gelmişsin ama ne bakılıyorsun, ne doyuruluyorsun. 

Daha da soğutmak istemiyorum sizi askerlikten. Ama inanın buraya yazmadıklarımın yarısını yazsam, ne güveniniz kalır ne de sempatiniz. 

En azından benim bulunduğum yerlerde başıma gelenler bunlar. Benden daha iyi ortamlarda bulunmuş, daha iyi koşullarda askerliğini tamamlamış arkadaşlarım elbette vardır ama benimki maalesef o kadar güzel değildi. 

Umarım sizin dah aiyisi olur. Bu sorunların hiçbiri ile uğraşmazsınız.

Son olarak buradan teşekkür etmek istediğim, bunu asla okumayacağına, belki en fazla ikisinin okuyacağına inandığım kişiler listesi yapacağım. 

Çok teşekkür ettiğim Halil Han, Murat, Türker, Orhan, Gökhan, Emre, Melih, İhsan, Yalçın, Kubilay, Aziz, Nizamettin Komutanlarım. O. Buğra, A. Evren, Alper the Kirli, Murat, Celal, Ömer, Resul ve Sinan. 

Her şey için minnettarım. 

Uzunca Bir Askerlik Yazısı - 1

Epey bir zaman önce yazmaya başlamam gerekiyordu. Ama geçiştirmiştim. Şimdi başlıyorum yazmaya…

Aşağıda okuyacaklarınız benim gördüklerim ve üzerine yorumlamalarım sonucu oluşmuştur…

-

Öncelikle size bir spoiler vereyim: “Askerlik bir erkeğin olgunlaştığı bir yer değil.” 

Çocukken kahraman olarak anlatılan bir ekip vardı, inanılmaz askerlerdi. Hepimizi onlar koruyorlardı. Hatırlar mısınız? Ben hatırlayarak gittim askeriyeye. Tecilimi bozdurup bir an önce gideyim de bitsin diye gittim. 

Askeriye ve askerlik kavramını o kadar hak etmeyen bir grup var ki askeriyenin içinde, görseniz üzülürsünüz hallerine. 

Hayatı boyunca senden üstün olacağı tek yer olan askeriyede seni öyle bir ezmeye çalışan ekip var ki, anlamlandıramıyorsun. Onların gözüyle bakayım diye uğraşıyorsun ama bakamıyorsun. Çünkü yapılanları anlaman ve anlamlandırman o kadar imkansız ki, sonunda çabaladığınla kalıyorsun. 

Askerlik görevime ilk başladığım gün, kapıdan içeri adımımı attığım an, başladı psikolojik tahribat. 

Aslında anlamak çok da zor değil. Orada her şey belirli bir statüye göre ilerliyor. Senden 1 ay önce gelmiş olan adam elleri cebinde sana mıntıka yaptırıyor. Senin temizlediğin yere sigara atıyor, tükürüyor. Küfrün bini bir para. Herkes her şeye koyuyor. Başlarda o kadar yokluk var ki, ciddi anlamda paran var ama geçmiyor. Çünkü kantinden sorumlu görevli canı isterse açıyor, canı isterse satıyor. Diğer zamanlarda canı istemezse, trilyonların olsun adamın umrunda değil. 

Kısacası herkes elinde olan gücü kullanıyor. Kendi çıkarına kullanabileceğin bir görevdeysen, rahatsın. Ama değilsen, maalesef sıçtın canım arkadaşım. 

Acemilik dediğin 4 hafta toplamda. Sağa sola dön, yat, kalk, sürün, selam dur. Öğreneceğin şeyler bunlar. Düzenli olarak yapacağın şeyler de bunlar. Silah bakımı, kullanımı da içindeki şevki perçinleyen bir kaç şey olabilir ama benim gibi silah sevmeyen bir adam için saçma bir olay. 

Usta birliğini giriş yaptığın anda aslında ayrışmaya da başlıyorsun. Acemilikte kısa dönem arkadaşlarınla birlikteydin, genelde çevrende kısa dönemler vardı, şimdi ise uzun kısa karışık. Ama hiyerarşik düzende sen en alt tabakadasın. Ne kadar okumuşsun, ne işle meşgulsün, bugüne kadar nasıl gelmişsin, bunların her hangi bir önemi yok. Eğer benim gibi kısa dönem olarak askerlik yapacaksanız siz “poşet”siniz. “Poşetleri uyandırın!” , “Poşete bak lan, benden çok uyuyor, hayır mı lan?” , “Ses kesin lan poşetler, şafak dinleyin: ATARSA TRABZON ULAAN!” ve benzeri söylemleri duydum ben. 

Usta birliğini zor yapan eğitimler ya da nöbet değil. Usta birliğini zorlaştıran şey insanlar. Askerler. Beraber geçireceğin 150 günü iyi güzel geçirmek istersin. Ama kimi konularda egolar o kadar küçükken, o kadar yer kaplar ki görünce şaşarsın. 

Bu zorluklara örnek olarak etrafın temizlenmesi için su basmak gösterilebilir. Temizlensin amenna, ama bir gecede 2 kere su basmanın kimse mantığını açıklayamaz bana. Gecede 2 kere su basan kişilerin savunması o kadar saçma ki, sorduğunda “hak ettiler abi” diyor. “Ne yaptılar da hak ettiler?” diye sorduğunda “boş ver abi” sen diye savunmalarını yapıyorlar. Diğer savunma örneği ise “Zamanında bize yapılanı yapsak var ya, siz yaşayamazsınız o şartlarda…” ULAN! Sen bu sana yapılırken sövmüyor muydun adamlara? Şimdi onun yaptığı aynı şeyi yapıp ne diye küfür yiyorsun diye sorduğumuzda “Böyle olması gerekiyor abi, buradaki sistem böyle işliyor.” diye cevap da alabiliyorsun. 

Görev aldığım yerde çalıştığım kişiler şansıma çok iyi insanlardı. Kısa dönemi olsun, uzun dönemi olsun hepsi, her biri, yüce yürekli güzel insanlardı. Arkadan iş çevirmez, bir derdi varsa çekinmez, söyler. Bir konuda rahatsız olduğunda gelir, derdini anlatırdı sana. O konuda şanslıydım. 

Bölükteki her asker kötü değildi, ama maalesef kimilerinin yapmış olduğu yanlış tercihlerden hepsi etkileniyordu. Bir derdi olduğunda gelip sana danışanı da vardı, arkandan YAFFŞAAK! diye bağıranı da. Yavşak değil, yafşak. Daha ağır bir hakaret demek ki.. 

Birlikte zaman geçirmekten hoşlandığın adamlar aradan ayrılıyor zaten. Uzun dönem, kısa dönem fark etmeksizin eğer aynı kafadaysanız, hemen çıkıyorlar ortaya. 

Benim çok güzel arkadaşlarım oldu, beraber su çektiğimiz, çaya ortak girdiğimiz, kenarda muhabbet ettiğimiz, birlikte kaytardığımız, geyiğe daldığımız, çekirdekte boy verdiğim arkadaşlarım. 

Canlarım benim. 

Askeriyenin tahribat boyutunu bir sonraki yazımda anlatacağım. 

Şimdilik görüşmek üzere. 

Askerliğe Dair.

Buraya upuzun bir yazı yazacağım. Askere giden arkadaşları hazırlamak amaçlı. Mantıklı olan kısımları olabilir ama geneli saçma şeylerle dolu. Şimdiden haberiniz olsun. Tam olarak 21 gün sonra başlayacağım. O zamana kadar kendinize iyi bakın. 

Arrivederci canlarım.

Horiho #love #lovestagram #bodrum #instalove

Ciao people. @banubilgi #love #lovestagram #lovelymorning #picoftheday #bestoftheday #instalove #instamood #instagood #sea

@banubilgi ile bodrum gibiyiz. Mavi - beyaz. #love #lovestagram #bodrum #instaplace #instalove #instamood #instagood #road #vespa